Skip to content
Akad

Akad İmparatorluğu ve Kral Sargon

Tarihlerimiz M.Ö 2500’leri gösterdiğinde ilk büyük Sami göçü ile Akadlar Arap yarımadasından ayrılıp Fırat nehrinin batısındaki çöl bölgesine yerleşip Sümerler ile komşu oldular. Sümer şehir devletleri kendi aralarındaki mücadeleler ve savaşlar sonucunda yıpranmıştı ve dış müdahalelere açık hale gelmişti. Akadlar da bu durumdan doğal olarak faydalandılar. Akad halkı başlarda Sümerlilerin günlük işlerinde, bahçelerinde, evlerinde çalışmış ve krallara asker olarak hizmet etmişlerdir.

Bu topralara yabancı olan Akadlar başta önemli bir gelişme katemediler. Zamanla Sami kökenli göçmenlerin sayısı arttı ve kültür alışverişi yaşanmaya başladı. Birleşen kültürlerin etkileri her alanda kendini gösterdi. Bunların başını sanat, mimari ve günlük hayattaki alanlar çekti. Bir süre sonra dışarıdan gelen göçlerin artmasıyla, güney Mezopotamya’nın kuzey kısımlarında Sami dili konuşan Akadlar azınlık olmaktan çıkıp çoğunluk hale geldi ve bölge yönetiminde söz sahibi oldular. Göçlerini durmaksızın devam ettiren topluluk Mezopotamya’nın kuzey kısımlarına doğru yayılmayı da ihmal etmedi.

Sümerler’de Er Sülaleleri devri sonuna doğru (M.Ö 2850 – 2350) Akadlar artık bulundukları şehrin kralları dahi olmayı başardı. Akadlar mevcut konumlarını yükseltirken güneyde ise Sümerli Umma kenti kralı Lugalzagesi (M.Ö 2358 – 2334) bölgeye nam salmıştı. Güçlü bir ordusu olan Lugalzagesi, bir diğer Sümer şehir devleti olan Uruk kentinin kralı Urukagina’ yı yenerek, Uruk başta olmak üzere bütün sümer şehir devletlerini fethetmeyi başardı ve insanlık tarihinin ilk merkezi krallığını kurarak tarihin unutulmaz isimleri arasına girdi. Sümer halklarını birleştiren Kral Lugalzagesi, kuzey komşularını da es geçmedi. Akad şehir devletlerinin de bir çoğunu sınırları içerisine dahil etti. Akadların egemenliklerini ilk kurdukları kent olan Kiş, Ur-Zababa adlı bir kral tarafından yönetilmekteydi. Lugalzagesi’nin er yada geç kendisine savaş açacağını bilen Kral Ur-Zababa, büyük bir ordu kurup başına Sargon adında bir komutan geçirdi.

Bir yetim olduğu bilinen Sargon’un doğumu tam olarak bilinmese de hakkında pek çok hikaye mevcuttur. Bunların en çok bilineni ise bir bebek iken göle bırakılma hikayesidir. Efsaneye göre gizli bir doğum yapan Sargon’un annesi, bebeğini nehir akıntısına bırakmış, sonrasında sıradan bir işçi tarafından bulunarak yetiştirilmiştir. Daha küçük yaşlarda iken kralın sarayına girip şaraptarlığını yapmış, ardından becerileri ve zekası ile ön plana çıkan Sargon, komutanlığa kadar yükselmişti.

Büyük Sümer kralı Lugalzagesi, Kiş kentini almaya geldiğinde onu sami ordusunun başında Sargon karşıladı. Yapılan savaşta Sargon, Sümerliler karşısında büyük bir zafer kazandı. Beklenmeyen ve şok edici zaferin ardından Sargon, Kiş’e geri dönmek veya savunmada kalmak yerine ilerlemeyi seçti. Tüm Sümer devletlerine sırayla boyun eğdirdi. Basra Körfezi’ne dek ilerledi ve tüm Sümer diyarını fethetti. Antik tabletlere göre Sargon ve askerleri, kılıçlarını Basra Körfezi’nin suyuyla yıkamışlardı. Elindeki gücün farkında olan Sargon, Kral Ur-Zababa’ya olan bağlılığını bozup, fethettiği güney Sümerliler bölgesinde krallığını ilan etti. Savaşlar sonrasında yıpranan ordusunu yeniden toparlayan Sargon kuzeye yönelip, Sami şehirlerinin ardından Kiş’i de ele geçirmiştir. Kiş’in kuzeyinde Agade (Akad) şehrini inşa ettirip başkent yapmıştır. Böylelikle kuzeyin Samileri ve güneyin Sümerlilerini tek bir idare altında birleştirmiştir.

Sargon kuvvetli bir devlet yapısı kurmak istiyordu ve yönetimde bazı değişiklikler yaptı. Hakimiyeti altındaki şehirleri yerel hanedanlıklara değil, kendisine bağlı valilere verdi. Ardından sürekli yanında bulunan 5400 kişilik düzenli askeri birlik oluşturdu. Günlük işlerde ön planda Akad’ca olmasının yanı sıra, Sümer dilinin de pek çok alanda varlığını sürdürebilmesini sağladı. Tanrılara da oldukça bağlıydı. Mabetler inşa ettirip, düzenli olarak kurban vermeyi de es geçmedi.

 Kral Sargon yeni fetihleri de düşünüyordu. İlk hedefi doğudaki Elam diyarıydı. Güçlü Elam kentleri Awan ve Warasha ile antlaşma yaptı. Sonrasında Susa kentini kısa sürede topraklarına kattı. Susa kenti konum olarak çok değerliydi. Maden kaynakları ve İndus ırmağından gelen kervanlar, kente büyük ekonomik güç sağlıyordu. Susa fethinin ardından Kral Sargon kuzeye yöneldi. Fırat ve Diclenin önemini bilen Sargon nehirler çevresindeki şehirleri birer birer alarak kuzey Suriye’ye kadar ilerledi. Buradaki kabileler ile savaşlara giren kral, hepsine boyun eğdirmeyi başardı. Toros dağlarındaki gümüş kaynakları, Amanos dağlarındaki sedir ağaçlarından faydalanarak ülkesine zenginlik ve refah sağladı. Akdeniz’e dayanan Sargon, hikayelere göre Kıbrıs’ı da fethetmişti. Bunun tam olarak doğruluğu bilinmese de, Akadların donanması olduğu biliniyordu. Kral Sargon büyük bir hükümdardı. Kendisinden önce hiç kimse onun kadar büyük işler başaramamıştı. O insanlık tarihinin ilk imparatorluğunu kurdu ve insanlık tarihinin ilk imparatoruydu.

Hükümdarlığının son döneminde yaşlanan Sargonun durumu ülkenin durumu gibi pek iyi değildi. Eleştirenler ve onu beğenmeyenler artmış, yurdun dört bir tarafında isyanlar patlak vermiş ve kıtlık boy göstermişti. 56 yıl hüküm süren Kral Sargon, bir suikast sonucu M.Ö 2284’de hayatını kaybetti. Ardında büyük ama iç karışıklık ve sorun dolu bir imparatorluk bıraktı.